Dusun
New member
Eski Türklerin Dini İnancı Nedir? Gök Tanrı’dan Umay’a Bozkırın İnanç Dünyası
Eski Türklerin Dini İnancı Nedir? Önce Şu “Şaman mıydılar?” Meselesini Çözelim
Eski Türklerin dini denince benim aklıma nedense hemen dumanlar arasında davul çalan gizemli bir şaman, arkada uluyan kurtlar ve fonda da “Atalarımız böyle yapmış” diyen ciddi bir anlatıcı geliyor. Tarih de bazen bize böyle pazarlanıyor: Biraz gizem, biraz kurt, bolca bozkır ve üzerine “Şamanizm” sosu…
Fakat konuya biraz yakından bakınca işin aslında çok daha ilginç olduğunu görüyoruz.
Çünkü eski Türklerin inanç dünyasını yalnızca “Şamanizm” kelimesiyle açıklamak oldukça eksik kalıyor. Akademik çalışmalarda özellikle Göktürk dönemi ve Orhun Yazıtları üzerinden ortaya çıkan temel kavramlardan biri Tengri, yani Tanrı/Gök Tanrı anlayışıdır. “Şamanizm eski Türklerin ilk ve tek diniydi” şeklindeki yaygın ifade ise günümüzde birçok araştırmacı tarafından problemli bulunuyor.
Üstelik eski Türk dünyası tek tip bir toplum da değildi. Hunlardan Göktürklere, Uygurlardan farklı bozkır topluluklarına kadar zaman ve coğrafya değiştikçe inançların biçimleri de değişti. Bazıları Budizm ve Manihaizm gibi dinlerle de karşılaştı ve bunları benimsedi.
Yani karşımızda “tek kitap, tek ritüel, tek uygulama” şeklinde çalışan bir sistemden ziyade, merkezinde Tengri bulunan ve doğa, atalar, kutsal mekânlar, ölüm ve toplumsal düzenle iç içe geçmiş geniş bir inanç dünyası var.
Tengri: Gökyüzüne Bakıp “Sadece Mavi Bir Şey” Dememek
Eski Türk inanç sisteminin en önemli kavramı Tengridir.
Burada ilginç bir ayrıntı var: “Tengri” kelimesi hem “tanrı” hem de “gök” anlamlarıyla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle eski Türklerin gökyüzü algısı ile ilahi varlık anlayışının birbirinden tamamen kopuk olduğunu düşünmek doğru olmayabilir.
Orhun Yazıtları bu konuda en önemli kaynaklardan biridir. Yazıtlarda Tengri, kağanın iktidarı, Türk toplumunun kaderi ve meydana gelen olaylarla ilişkilendirilir. Kağanın başarısı yalnızca kendi askeri becerisine bağlanmaz; Tanrı’nın iradesi ve desteği de anlatının önemli bir parçasıdır.
Burada eski Türklerin dünyasına biraz stratejik açıdan bakmak mümkün.
Bozkır hayatında hava, su, otlak, hayvanlar, mevsimler ve savaşın sonucu doğrudan hayat memat meselesiydi. Bugün bir şehir insanı için “hava bozdu” demek şemsiyeyi hatırlamak olabilir. Bozkır insanı içinse hava şartları sürünün, yolculuğun, savaşın ve hatta topluluğun geleceğini etkileyebilirdi.
Bu nedenle doğa ile insan arasındaki ilişki yalnızca romantik bir “tabiat sevgisi” değildi. Aynı zamanda hayatta kalma stratejisiydi.
Burada erkek karakterimiz Alp’in şöyle düşündüğünü varsayalım:
“Önce atları güvenli yere alalım, sonra yağmurdan korunacak alanı belirleyelim, sonra yiyeceği kontrol edelim.”
Aynı topluluktaki Ayça ise çocukların, yaşlıların ve yaralıların nerede kalacağını, kimin desteğe ihtiyacı olduğunu ve grubun moralini nasıl koruyacağını düşünüyor olabilir.
Bunları “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye biyolojik bir kurala çevirmek yanlış olur. Fakat farklı insanların aynı inanç sistemi içinde farklı sorumluluklara ve önceliklere sahip olabileceğini görmek daha gerçekçidir. Eski toplumları yalnızca savaşçı erkeklerden ibaret düşünmek, tarihin yarısını çadırın dışında bırakmak olur.
“Şamanizm” Gerçekten Eski Türklerin Dini miydi?
İşte forumlarda en çok tartışılan bölüm burası.
“Eski Türkler Şamanistti” cümlesini muhtemelen defalarca duymuşsunuzdur. Ancak bilimsel açıdan mesele bu kadar basit değildir.
Bazı akademik çalışmalar, Şamanizm’in doğrudan “eski Türklerin dini” olarak adlandırılmasının tarihsel açıdan sorunlu olduğunu vurgular. Özellikle Şamanizm ile Gök Tanrı inancının birbirine tamamen eşit kavramlar olmadığı belirtilir.
Buradaki kam/şaman figürü; ruhlarla iletişim kurma, iyileştirme, ritüeller gerçekleştirme ve trans gibi uygulamalarla ilişkilendirilmiştir. Fakat bu uygulamaların varlığı, bütün eski Türk toplumunun yalnızca “Şamanizm” adı verilen tek bir dine mensup olduğu anlamına gelmez.
Bunu günümüzden basit bir örnekle düşünelim.
Bir toplumda insanların nazar, halk hekimliği, geleneksel ritüeller veya uğur anlayışları bulunabilir. Bunların tamamını tek başına “o toplumun resmi dini” diye tanımlamak ne kadar doğruysa, eski Türklerin bütün inanç dünyasını yalnızca şaman figürü üzerinden açıklamak da o kadar tartışmalıdır.
Kısacası:
Tengri = eski Türk inanç dünyasının merkezindeki en önemli ilahi kavramlardan biri.
Kam/şaman = çeşitli ritüel, tedavi ve ruhani uygulamalarla ilişkilendirilen kişi.
Şamanizm = farklı dönemlerde ve topluluklarda farklı biçimler alan bir uygulamalar ve inançlar bütünü.
Bu ayrımı yapmak, konuyu daha anlaşılır hale getiriyor.
Umay: Eski Türk İnanç Dünyasının Dikkat Çeken Kadın Figürü
Eski Türklerin inanç dünyasını yalnızca savaş, kağan ve at üzerinden anlatırsak ciddi bir eksiklik ortaya çıkar.
Bunun en güzel örneklerinden biri Umaydır.
Umay, özellikle çocuklar, doğum, annelik ve koruyuculukla ilişkilendirilen önemli bir figür olarak karşımıza çıkar. Orhun Yazıtları'nda da adı geçen Umay hakkında yapılan araştırmalar, onun hamileler ve çocuklarla ilişkilendirilen koruyucu bir varlık olarak değerlendirildiğini gösterir.
Bu noktada eski Türklerin inanç dünyasının yalnızca “savaş kazanmak” üzerine kurulmuş olduğu fikri de biraz dağılıyor.
Bir tarafta kağan, ordu ve zafer var.
Diğer tarafta doğum, çocuk, aile ve korunma var.
Yani bozkırın inanç dünyasında hayatın farklı aşamalarına karşılık gelen farklı semboller bulunabiliyor.
Üstelik burada kadın karakterleri yalnızca “annelik yapan kişiler” şeklinde düşünmek de doğru olmaz. Eski toplumlarda kadınların ekonomik, ailevi, kültürel ve sosyal rollerinin bulunduğu biliniyor. Dolayısıyla Umay gibi bir figürün varlığı, dönemin insanlarının doğum ve yaşamın devamlılığı gibi meseleleri kutsal alanla ilişkilendirdiğini göstermesi açısından önemlidir.
Düşündürücü soru şu:
Bir toplumun kutsal gördüğü şeyler, aslında o toplumun en fazla değer verdiği şeyleri bize anlatıyor olabilir mi?
Eğer cevap evetse, Umay oldukça önemli bir ipucu haline geliyor.
Atalar Kültü: “Bizden Öncekiler de Bu Hikâyenin İçinde”
Eski Türk inançlarında dikkat çeken başka bir unsur da atalara saygıdır.
Araştırmalarda eski Türk diniyle bağlantılı olarak ölmüş atalara saygı, onlar için yapılan uygulamalar ve kurbanlarla ilgili bilgiler aktarılır. Bazı kaynaklarda Hunların belirli zamanlarda atalarının bulunduğu kutsal kabul edilen yerlerde törenler gerçekleştirdiği belirtilir.
Burada “atalara tapınma” ile “atalara saygı” kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir insanın dedesinin mezarını ziyaret etmesi, ona saygı göstermesi veya ailesinin geçmişini hatırlaması otomatik olarak onu “dedesine tapan biri” yapmaz.
Eski toplumlarda geçmiş ile bugün arasındaki bağ çok daha güçlü bir toplumsal hafıza unsuru olabilir.
Bir topluluk düşünün.
Bugün aldığı kararların arkasında dün yaşanan savaşlar, göçler, kıtlıklar, zaferler ve kayıplar var.
Bu durumda ataları hatırlamak sadece dini değil, aynı zamanda toplumsal bir hafıza meselesidir.
Eski Türklerin Dini İnancı Nedir? Önce Şu “Şaman mıydılar?” Meselesini Çözelim
Eski Türklerin dini denince benim aklıma nedense hemen dumanlar arasında davul çalan gizemli bir şaman, arkada uluyan kurtlar ve fonda da “Atalarımız böyle yapmış” diyen ciddi bir anlatıcı geliyor. Tarih de bazen bize böyle pazarlanıyor: Biraz gizem, biraz kurt, bolca bozkır ve üzerine “Şamanizm” sosu…
Fakat konuya biraz yakından bakınca işin aslında çok daha ilginç olduğunu görüyoruz.
Çünkü eski Türklerin inanç dünyasını yalnızca “Şamanizm” kelimesiyle açıklamak oldukça eksik kalıyor. Akademik çalışmalarda özellikle Göktürk dönemi ve Orhun Yazıtları üzerinden ortaya çıkan temel kavramlardan biri Tengri, yani Tanrı/Gök Tanrı anlayışıdır. “Şamanizm eski Türklerin ilk ve tek diniydi” şeklindeki yaygın ifade ise günümüzde birçok araştırmacı tarafından problemli bulunuyor.
Üstelik eski Türk dünyası tek tip bir toplum da değildi. Hunlardan Göktürklere, Uygurlardan farklı bozkır topluluklarına kadar zaman ve coğrafya değiştikçe inançların biçimleri de değişti. Bazıları Budizm ve Manihaizm gibi dinlerle de karşılaştı ve bunları benimsedi.
Yani karşımızda “tek kitap, tek ritüel, tek uygulama” şeklinde çalışan bir sistemden ziyade, merkezinde Tengri bulunan ve doğa, atalar, kutsal mekânlar, ölüm ve toplumsal düzenle iç içe geçmiş geniş bir inanç dünyası var.
Tengri: Gökyüzüne Bakıp “Sadece Mavi Bir Şey” Dememek
Eski Türk inanç sisteminin en önemli kavramı Tengridir.
Burada ilginç bir ayrıntı var: “Tengri” kelimesi hem “tanrı” hem de “gök” anlamlarıyla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle eski Türklerin gökyüzü algısı ile ilahi varlık anlayışının birbirinden tamamen kopuk olduğunu düşünmek doğru olmayabilir.
Orhun Yazıtları bu konuda en önemli kaynaklardan biridir. Yazıtlarda Tengri, kağanın iktidarı, Türk toplumunun kaderi ve meydana gelen olaylarla ilişkilendirilir. Kağanın başarısı yalnızca kendi askeri becerisine bağlanmaz; Tanrı’nın iradesi ve desteği de anlatının önemli bir parçasıdır.
Burada eski Türklerin dünyasına biraz stratejik açıdan bakmak mümkün.
Bozkır hayatında hava, su, otlak, hayvanlar, mevsimler ve savaşın sonucu doğrudan hayat memat meselesiydi. Bugün bir şehir insanı için “hava bozdu” demek şemsiyeyi hatırlamak olabilir. Bozkır insanı içinse hava şartları sürünün, yolculuğun, savaşın ve hatta topluluğun geleceğini etkileyebilirdi.
Bu nedenle doğa ile insan arasındaki ilişki yalnızca romantik bir “tabiat sevgisi” değildi. Aynı zamanda hayatta kalma stratejisiydi.
Burada erkek karakterimiz Alp’in şöyle düşündüğünü varsayalım:
“Önce atları güvenli yere alalım, sonra yağmurdan korunacak alanı belirleyelim, sonra yiyeceği kontrol edelim.”
Aynı topluluktaki Ayça ise çocukların, yaşlıların ve yaralıların nerede kalacağını, kimin desteğe ihtiyacı olduğunu ve grubun moralini nasıl koruyacağını düşünüyor olabilir.
Bunları “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye biyolojik bir kurala çevirmek yanlış olur. Fakat farklı insanların aynı inanç sistemi içinde farklı sorumluluklara ve önceliklere sahip olabileceğini görmek daha gerçekçidir. Eski toplumları yalnızca savaşçı erkeklerden ibaret düşünmek, tarihin yarısını çadırın dışında bırakmak olur.
“Şamanizm” Gerçekten Eski Türklerin Dini miydi?
İşte forumlarda en çok tartışılan bölüm burası.
“Eski Türkler Şamanistti” cümlesini muhtemelen defalarca duymuşsunuzdur. Ancak bilimsel açıdan mesele bu kadar basit değildir.
Bazı akademik çalışmalar, Şamanizm’in doğrudan “eski Türklerin dini” olarak adlandırılmasının tarihsel açıdan sorunlu olduğunu vurgular. Özellikle Şamanizm ile Gök Tanrı inancının birbirine tamamen eşit kavramlar olmadığı belirtilir.
Buradaki kam/şaman figürü; ruhlarla iletişim kurma, iyileştirme, ritüeller gerçekleştirme ve trans gibi uygulamalarla ilişkilendirilmiştir. Fakat bu uygulamaların varlığı, bütün eski Türk toplumunun yalnızca “Şamanizm” adı verilen tek bir dine mensup olduğu anlamına gelmez.
Bunu günümüzden basit bir örnekle düşünelim.
Bir toplumda insanların nazar, halk hekimliği, geleneksel ritüeller veya uğur anlayışları bulunabilir. Bunların tamamını tek başına “o toplumun resmi dini” diye tanımlamak ne kadar doğruysa, eski Türklerin bütün inanç dünyasını yalnızca şaman figürü üzerinden açıklamak da o kadar tartışmalıdır.
Kısacası:
Tengri = eski Türk inanç dünyasının merkezindeki en önemli ilahi kavramlardan biri.
Kam/şaman = çeşitli ritüel, tedavi ve ruhani uygulamalarla ilişkilendirilen kişi.
Şamanizm = farklı dönemlerde ve topluluklarda farklı biçimler alan bir uygulamalar ve inançlar bütünü.
Bu ayrımı yapmak, konuyu daha anlaşılır hale getiriyor.
Umay: Eski Türk İnanç Dünyasının Dikkat Çeken Kadın Figürü
Eski Türklerin inanç dünyasını yalnızca savaş, kağan ve at üzerinden anlatırsak ciddi bir eksiklik ortaya çıkar.
Bunun en güzel örneklerinden biri Umaydır.
Umay, özellikle çocuklar, doğum, annelik ve koruyuculukla ilişkilendirilen önemli bir figür olarak karşımıza çıkar. Orhun Yazıtları'nda da adı geçen Umay hakkında yapılan araştırmalar, onun hamileler ve çocuklarla ilişkilendirilen koruyucu bir varlık olarak değerlendirildiğini gösterir.
Bu noktada eski Türklerin inanç dünyasının yalnızca “savaş kazanmak” üzerine kurulmuş olduğu fikri de biraz dağılıyor.
Bir tarafta kağan, ordu ve zafer var.
Diğer tarafta doğum, çocuk, aile ve korunma var.
Yani bozkırın inanç dünyasında hayatın farklı aşamalarına karşılık gelen farklı semboller bulunabiliyor.
Üstelik burada kadın karakterleri yalnızca “annelik yapan kişiler” şeklinde düşünmek de doğru olmaz. Eski toplumlarda kadınların ekonomik, ailevi, kültürel ve sosyal rollerinin bulunduğu biliniyor. Dolayısıyla Umay gibi bir figürün varlığı, dönemin insanlarının doğum ve yaşamın devamlılığı gibi meseleleri kutsal alanla ilişkilendirdiğini göstermesi açısından önemlidir.
Düşündürücü soru şu:
Bir toplumun kutsal gördüğü şeyler, aslında o toplumun en fazla değer verdiği şeyleri bize anlatıyor olabilir mi?
Eğer cevap evetse, Umay oldukça önemli bir ipucu haline geliyor.
Atalar Kültü: “Bizden Öncekiler de Bu Hikâyenin İçinde”
Eski Türk inançlarında dikkat çeken başka bir unsur da atalara saygıdır.
Araştırmalarda eski Türk diniyle bağlantılı olarak ölmüş atalara saygı, onlar için yapılan uygulamalar ve kurbanlarla ilgili bilgiler aktarılır. Bazı kaynaklarda Hunların belirli zamanlarda atalarının bulunduğu kutsal kabul edilen yerlerde törenler gerçekleştirdiği belirtilir.
Burada “atalara tapınma” ile “atalara saygı” kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekir.
Bir insanın dedesinin mezarını ziyaret etmesi, ona saygı göstermesi veya ailesinin geçmişini hatırlaması otomatik olarak onu “dedesine tapan biri” yapmaz.
Eski toplumlarda geçmiş ile bugün arasındaki bağ çok daha güçlü bir toplumsal hafıza unsuru olabilir.
Bir topluluk düşünün.
Bugün aldığı kararların arkasında dün yaşanan savaşlar, göçler, kıtlıklar, zaferler ve kayıplar var.
Bu durumda ataları hatırlamak sadece dini değil, aynı zamanda toplumsal bir hafıza meselesidir.